Faruk

Gece karanlığı ile tüm şehri kaplamıştı. Herkes evlerime çekilmiş. Sokak köpekleri bile bir köşeye çekilmiş  uyumaya çalışıyordu. Burası küçük bir yer olduğu için  güneş batınca nerdeyse açık yer kalmazdı. Çıt çıkmazdı. Sadece yoldan geçen arabaların sesi gelirdi. Faruk hala çalışma odasının ışığını söndürmemiş   ders çalışıyordu. Canı sıkıldı niye çalışıyordu? Okuyup adam mı olacaktı? Toplumun gözünde yükselmek için para mı kazanacaktı? Faruk öğrencilik hayatı boyunca hep çalışmış. Tembellikten avarelikten uzak durmuştu. Ama bugün daha fazla çalışma istemiyordu. Zaten bütün konuların tekrarını yapmıştı. Doğruca sahile inip  oturmak istedi canı. Belki bir sigarada yakardı. Paketini cebine. Yün ceketini giydi. Kapıyı açtı koşar adım merdivenlerden indi. Çakmak var mıydı yanında? 
Cebini yokladı olduğunu görünce oh çekti. Sigarayı yaktı tüttüre tüttüre  yola koyuldu. Bilerek ara sokaklardan geçerek yürüdü. Belki başı belaya bulaşırdı. Bir aksiyon olurdu beklediği aksiyonu bulamadı. Yürürken telefonun rehberini karıştırıyordu. Şu rehberde kim onunla bu akşamın köründe sahilde otururdu? Hiç kimse benim gibi bir sosyopatla bu saatte konuşmak istemez diye düşündü. Sevgilisi dahi. Rehberi kapattı. Telefonu cebine koydu. Acaba herkes onu cidden Faruk olduğu için sevip sayıyordu. Faruk garip biriydi. İnsanları pek sevmezdi. Ama bugün karşısına çıkan ilk kişiyle koyu bir muhabbete dalmaya hazırdı. Bir süre daha yürüdü. Sahile vardı. Ama bir gariplik vardı. Köpekler sahilde birikmiş. Bir şeye havlıyordu. Uzaktan pek belli olmuyordu. Üstü başı yırtılmış bir kadın köpeklerin arasında yürek burkan bir tonda çığlıklar atıyordu. Faruk yerden aldığı taşı köpeklere salladı fayda etmedi. Bunun üzerine yerde ki kartonu  çakmakla tutuşturdu köpeklere doğru yürüyerek yanan kartonu salladı. Köpekler dağıldı. Kadın şaşırdı. Ürkek bir tonda teşekkür etti. Sonra hızlıca uzaklaşmaya çalıştı. Faruk kadına  bakarak:
---Adın ne
---Mihriban
---Hep bu saatlerde dışarı mı çıkarsın? 
Bu sözden sonra paketten bir sigara daha yaktı. Mihriban'a uzattı. Mihriban sigarayı minnetkar bir tutum segileyerek aldı ve lafa girdi:
---O kadar çok içmiştik ki arkadaşlarla  burada. Uyuyakalmışım. Onlarda iyice kafayı bulduğundan  uyandırmamışlar beni. 
Bunları söylerken utancından boncuk boncuk terliyordu. Konuyu fazla uzatmamak için hemen karşısındakine adını sordu:
---Sizin adınız nedir? 
Faruk sahile bakarak yanıt verdi:
---Faruk
Bu kısa cevaptan pek hoşlanmayan Mihriban biraz konuşmasını istercesine azıcık kendinden bahsetti. Mihriban otuzlu yaşlarında bir kadın memurdu. Babadan kalma evinde otururdu. Ara sıra nadiren sahile inip içtiğini söyledi. Bunları peşpeşe sıraladıktan sonra ağzı adeta kilitli olan genci konuşturmak için bir abla gibi yaklaşmaya çalıştı. Zaten ortayı bekleyen Faruk anlatmaya başladı. Hayatını okuduğu bölümü arkadaşlarını dertlerini tasalarını. Anlattıkça  solgun yüzüne kan geliyor. Biraz üstünden yükünü atınca sevinen binek hayvanına benzer bir neşe kaplıyordu içini. Mihribanda  bırakıp gidemiyor dinlemek istiyordu. Onu teselli  ediyordu.   Farukda biliyordu ki bir hafta sonra ödeyeceği faturalar kira birilerine anlatılarak hal çare bulunamayacaktı. Olsun içini döküyordu. Faruk iki saat üç saat ara vermeden konuştu. Nihayet sıkıldığında Mihribanı yakındaki evine bırakıp  eve doğru yola koyuldu.  Eve giderken çıkardı bir dal daha yaktı. Tüttüre dairesine yola koyuldu.

Yorumlar