Kayıtlar

Oblomov ve Düşündürdükleri

Uzun vakitler hastalığıma ad aradım. Meğer oblomovluk'muş bu ataletin adı. Ama kabullenmedim ben bir oblomov değilim diye haykırdım.Önceden öyleysem de artık değil. Diyordum kendi kendime ben potansiyelini çöp eden bir mahlukat olacağım. İvan Gonçarov'a şükranlarımı sunarım. Çekti tokatladı hayatımın muhtemel o bayağı sıkıcı sonunu gösterdi. Oblomov kadar bir tembelliğim söz konusu değil. Ama onun gibi ben de kabuğu kıramadım. Rubiconu geçemedim. 2.Mehmetin yaşındayken İstanbul'u fethedemem diyordum kendi kendime. Şimdi ise Fatih gibi gemileri karadan yürüteceğim. Çevremde çok böyle uyanmamış insan var. Onlara da hem mecazen hem gerçek manada bir sille patlatmak isterim. Daha doğrusu bu ülkede bir çok oblomov var. Asrı saadeti arayanlar halbuki bir masalda yaşamak na mümkün. Onlardan biri olmayacağımı zannediyorum şimdilik. Biliyor musunuz içimde bir oblomov hep yaşayacak çünkü ondaki saflığa da ihtiyaç duyacağım. Bir ay önce bir öykü yazmıştım. Yılbaşına yakın zamanlardı s...

Tutunamayanlar Üzerine

  Öncelikle ben Tutunamayanlar’ı eleştirecek yetkinlikte bir  okur değilim. Tutunamayanlar  benim için tam şu an ki haleti ruhiyeme uygun hatta yer yer ürkütücü derecede benim davranış kalıplarımı andıran bölümleri barındıran bir roman kendisi. Selim Işık gibi kendimi hiçbir yere uyduramamış hiçbir kalıba sokamamış bir adamım. Zannetmeyin ki bundan haz alıyorum. Çekiniyorum korkuyorum.  Kitabı ilk okumayı denediğim de hiç farkında değildim bunun bir bilinmeze yolculuk olduğunun. İkinci seferde de gene bir klasik olduğu okunması gerektiği fikrine kapılarak okudum. Çünkü her satırı anlamaya çalıştım. Bu da tabiki en fazla 200 sayfa dayanmamı sağladı. Fakat nihayet üçüncü seferimde  düşüncelerimin olgunlaşmasıyla ve kitaba yargılayıcı bir tavır takınmadan dostça bir şekilde beni istediği yöne çekmesine izin verdim. Fakat gene de tetikte olmanızı gerektiren bir roman Tutunamayanlar. Öncelikle sanılanın aksine asla sıkılmıyorsunuz. Sürekli bir güldürü ögesi barındırı...

Oyun Alanı

Yazıyorum. Neden yazıyorum bilmiyorum. Yatıp kalkıyorum. Okuyorum Yazıyorum. Sonra İnternette geziniyorum. Oyunlar oynuyorum. Tuvalete gidiyorum.  Yemek yiyorum. Uyuyorum. Gene yazıyorum. Belki de kafesimden kurtulmak için yazıyorum. Dört duvara hapisim. Cidden dört duvar. Odamdan başka kendi düşüncelerimi gezdirebileceğim bir alan yok. Yemeği burada yapıyorum. Ağır kalın kitapları burada okuyorum. Bazı düşünürlerle burada alay edip gene burada tekrar kendimden utanıyorum. Herşey çok düzensiz akıyor. Okyanusta batan geminin mallarını yağmalayan  korsanlar gibiyim. Kalıntılar var ama net bir bütün yok. Bunu söylerken de yazıyorum. Kapı çaldı galiba? Buyrun. Düşüncelerinizi bize teslim etmiştiniz ya. İçlerinden biri size geri dönmek istedi. Hangisi? Şu karakuru olanı. Ölüm yani iyi madem dönsün onsuz da zaman geçmiyor.  Dönsün dönmesine de  bunun verdiği zararları kim karşılayacak? Kaç çalışanımızı deli etti bu çirkin ördek yavrusu.  Merak etmeyin. Kızarmış gibi y...

Emeklilik

Saat sekiz.  Uyanması hazırlanması gerekiyordu. Kahvaltı edip yola çıkacaktı. Yatakta debeleniyordu. Uzun süre debelenmeye devam etti. Son görevini yapmalıydı. Bunu da başarıyla yerine getirirse ona sözü verilen hayatı yaşayacak sessiz sakin köşesine çekilecekti. Oysa hayat bırakmazdı ki yakasını.  İşi gereği hep yalnız gezmiş. Bir iki arkadaşı vardı onlarda esasen ne iş yaptığını bilmezlerdi.  En sonunda kalktı yataktan. Çekmecenin üstüne koyduğu sigara paketini eline aldı. Bir dal sigara çıkardı yaktı. Son keyif sigaran  yeni hayatında bu da olmayacak iç bakalım ihtiyar.  Değer ama güzel bir emeklilik olacak benimkisi. İçten söylemedi son cümleyi. Çok sıkılacağını düşünüyor. Bir yandan da elinde şans varken köşesine çekilip belki de evlenmek, aile kurmak istiyordu. Benim gibi bir insan baba olabilir mi? Pek zannetmiyorum. Karıyı buldun da o işi yaptın da  mesele babalık yapabilir miyimemi mi ? Önce git  paranı al be. Pis bir kahkaha attı bu lafl...

Sıkıntı

Pazar sabahı oturup çalışmam lazım. Son yazımı hala dergiye veremedim. Galiba yetişmeyecek.  Varsın yansın. Zaten hiç kimsenin okumadığı bir dergiye yazıyorum. Acıktım. Biraz atıştırsam mı? Atıştırmak bu ne biçim bir tabir nereden türemiş olsa gerek? Atışmak atıştırmak aklıma mantıklı bir etimolojik açıklama gelmiyor. Bunu da TDK düşünsün. TDK sahi şu an ne üzerinde çalışıyor acaba? Hava da  puslu. Bir tur atayım en iyisi dışarıda. Paltomu giyip çıkayım dışarısı soğuktur. Pazar günü olduğundan  tek insan yok dışarıda. Caddeden yukarı doğru çıktığımda iki tane yaşlı adama rastlıyorum. Yanlarından usulca geçerken birinin suratı gözüme çarpıyor. Şu yaşlı amca dedeme ne kadar benziyor. Arkamı dönüyorum. Tekrar kontrol ediyorum. Rahmetliye benziyor hakikaten. Yok o öldü. O olamaz. Ama dedem sırf beni dövebilmek için  hortlar elinde imkanı olsa. Küçükken çok sopasını yedik ben ve abim.  Ben on yaşlarımdayım. Camide çorapla top oynuyorduk. İmam cemaat kızmadı. Bunun he...

Çamaşır

Cırttt,pat,pat,cırtttt,zırrrr... Ne zaman duracak bu makine? Gözlerimi kaptırdım bırakamıyorum. Beş dakikaya durar. Durunca çamaşırları topla. İyi toplarım ama ben asmam sen asarsın. Şeytan icadı alet biraz daha hızlı olsana. Pzztt zırrttt... Şeyma bunu kaça almıştık? Ali nerden bileyim ben. Nasıl bilmiyorsun? Alalı iki yıl oldu hatırlamıyorum işte be adam. Ali makineye bakmaya devam etti. Küçük bir çocukken annesi elde çitileyerek yıkardı çamaşırları. Böyle bir makine alacak paraları yoktu. Ki olsaydı alır mıydı babası pek zannetmiyorum. Çok sofuydu. Televizyonu şeytan işi diye eve sokmamış. Bulaşık makinesini güç bela aldırabilmişti annesi. Babam ne kadar tutucuymuş gençken. Şimdi de pek farkı yok. Biraz ilerleme kat etti. En azından televizyon evde var da annem izleyebiliyor. Benim okuduğum kitapları elimden alıp kaç kere çöpe atmaya yakmaya çalışmıştı. Bunu bir iki kez cidden yaptı. Uzun dönemler küs kaldım ihtiyarla. Kahveden arkadaşları araya girip babamı benden özür dilemeye ik...

Eşkıya

Kulağımda eski bir şarkının ritimleri   bir dağın başında yürüyorum. Akların arasına karıştım sanıyorlar o da sanıyor. Devlette öyle biliyor. Oysa ben ölmedim ki. Kaç kişi kendi taziyesinde kavrulan helvayı tatmıştır? Sevdiceğim arkamdan öldü diye ağlarken ben onu izledim uzaktan. Yoksa gerçekten öldüm mü? Gene bir sela okunuyor. Bu benim selam mı? Yok sen daha önce öldün it.  Peki bunu bana sevdiklerine neden yaptın? Hala kafamın içinde bağırıyor Afşin. Sus artık sus bir gün senle karşılaşmaktan çok korkuyorum. Yüzüne bakamayacağım ama tek şansımdı benim bu topraklardan kaçıp gitmek tek şansımdı Afşin. Bensiz cehennemin dibine git Murat. Seni alacağım uykunda bir gün çuvala koyup seni götüreceğim. Peki neden neden Murat? Afşin beni siz sen toplum işsizlik fakirlik garibanlık bu hale getirdi. Mutlu insanca yaşamak isterdim ama tanrı bize kartları farklı dağıtmış. Ben bir batakta Mezopotamya'da dünyaya geldim. Ben ya öldürecektim o iti ya da acımdan ölecektim. Murat silkin...