Mangal


Karga gibi kart sesimle gene şarkı  söylüyordum sabah. Ne yapsaydım bugün gene yatsa mıydım? Hayatım aslında yolundaydı severek evlendiğim karım iyi maaşlı bir işim vardı. Ama tam bir robot gibiydim. Robot mu ne robotu? Hani varya terminatördeki robot. Yok ya onun kadarda değilim. Yoksa öyle miyim? Kısacası rutine oturmuştu. Benim kaçmak istediğim en büyük şey rutin. Ben bu kelimeyi ne zaman öğrenmiştim acaba ilkokulda ilk kez İngilizce hocamın ağzından duymuştum. Daily routine demişti konumuz. Oradan gene ismini hatırlayamadığım haşarı veledin teki rutin ne demek demişti.  Üff be adam ne  anlatacaktın nerelere gittin. Ne zordur senin zihin sarayında yaşamak. Evet zordur. Karışık bir dokusu var kesinlikle nizam yok. Nizamdan nefret ederim özellikle de müesses olanından. Neyse dediğim gibi robot gibiydim işte bende bir sahil kasabasına yerleşeyim dedim. Yani yılların beyaz yakalı geyiğini gerçekleştirdim. İlk yaptığım taşıdığım kasabanın önüne gidip keyif sigarası yakmak oldu. Ohh dedim şöyle dünya varmış. Sigara sahil bir de yiyecek içecek ne ister demiş. En son bu kadar keyifli olduğum zaman lisedeydim. Mangala çıkmıştık. O zamanlar dostum sırdaşım olan Can da yanımdaydı. Onun hedefi de böyle bir yere taşınmaktı yeterli parayı kazanınca. Can'a ne oldu derseniz hiç bilmem en son gördüğümde ki on sene oldu. Babasının miras işleri ile uğraşıyordu. Lise arkadaşlığı güzeldir hoştur. Fakat yalandır. Gerçi her insan ilişkisi çıkar odaklı değil mi? Şu an tek arkadaşım var o da üniversitede son senede tanıştığım karım Beril.  Dur gene daldın gittin Hakkı, diye bağırdı Karısı.  "Kalk mangalın başına geç ne yazıyorsun elinde defter sahilin kenarında?" dedi Beril. Kesinlikle kocasının tavırlarına anlam veremiyordu. Beril her ne kadar  Hakkı'ya benzese de  dalıp gitmiyor. Kendi düşüncelerinde kaybolmuyordu. Belki bunu başaran  nadir bir insandı. Çift böyle kendini tamamlıyordu galiba biri rasyonel biri daha duygusal.  Silkindim mangalın başına geç diyince yaktım mangalı. Şikayet edecek hiçbir şeyim yoktu. Belki yıllardır arzuladığım hayatı yaşıyorum. Ucsuz bucaksız denizin karşısında ıssız bir sahilde yemek yiyeceğim birazdan. Babamın istediği hayatı yaşıyorum aslında. O belki öldü. Ama onu yaşatıyorum içinde. Faruk beyin istediği hayat bu idi. Ömrü boyunca tek istediği bir yazlıkta emekliliğini rahat geçirerek ölmek. Ama kader onu farklı karşıladı. Girdiği kooperatif inşaatı bitirmeden  bir gün çay içerken depremde  binanın sardsılarak çökmesiyle can verdi. Cenazeleri bilirsiniz sessizlerdir. Belki diyeceğim hadsizliktir benim böyle ortamlarda kahkaha atasım gelir. Topraktan gelen toprağa gitmiş büyük olaymış gibi bir de kaç yüz insanı toplamışız onun öbür dünyası için dua etmeye. Ştt Yaktın etleri demesiyle irkildi. Önüne bakan Hakkı hemen köfteleri çevirdi. Beril tekrar kocasına baktı. Ona dışarıdan bakan aptal sanar diye düşündü. Sanar mı cidden? Peki ben niye evlendim bununla? Sen onun içini görmeyi öğrendin ya. Ne kadar ince biri olduğunu biliyorsun ne kadar okumuş bir adam olduğunu. Olsun  varsın  aptal olsun ebleh olsun ben bu adamı çocuğum gibi saydım evlendim. Çocuğumuz doğunca ben aslında ilk kez değil ikinci kez ana olacağım. İlki karşımdakiyle evlenince oldu. Peki nasıl tanışmıştık? Üniversitede tabiki. Ben kantinde görmüştüm. Saçı başı karışık heyecanla arkadaşlarına dönem ödevini anlatıyordu. Dışarıdan bakınca ilk görüşte  baya mahallemde oturan  bir gence benzetmiştim. Belkide ondan bu kadar girişken davrandın. Tanıdık bir yüz gibiydi benim için.  Etler pişti dedi Hakkı. Düşünceleri yarıda kesilince sinirlenir gibi oldu duruldu. Tabağı verdi. Hepsine genişçe olan bu cam tabağa doldurdu Hakkı. Oturdular. Ortaya tabağı koydular yavaş yavaş yediler tatlı bir meltem eşliğinde.

Yorumlar