Salgın
Anne anne, dedi çocuk. Annesi konuşmuyordu. Kucağına çocuğunu almış sadece duvarı izliyordu. Korkuyordu anne. Çünkü salgınının beşinci yılıydı. Artık bildiğimiz devletler önlem alamamış. Salgın tüm dünyayı esir almıştı. Aşılar karaborsadan piyasa sürülür olmuş. Zenginler devasa korumalı sitelerde hayatlarına devam ediyordu. Kim bilir bu anne gibi kaç çocuk vardı? Anne duvara bakarak eski günlerini gözünde canlandırır gibi oldu. Salgından önce ne yapıyordum? Ben çalışıyor muydum? Yok yok üniversitede okuyordum. Üniversitenin son sınıfında salgından önceki sene evlenmiştim. Kocam benden yaklaşık beş altı yaş büyük yeni işe girmiş bir beyaz yakalıydı. Erken vefat etti o dağ gibi adam salgından dolayı. Ah bu salgın ailemden kimleri alıp götürdü. İlk senesinde nenem vefat etti. İkinci sene yakın arkadaşım vefat etti. O arkadaşımın yüzünü hatırlıyor muyum? Çizebilir miyim acaba? Ama benim yeteneğim pek yok. Ama kesin şu an çalışmayan elektronik aletlerimin birinde vardır. Olsa neye yarar ki. Bakıp hüzünlenirim en fazla. Hüzün keder zaten yakamı bırakmıyor. Ama artık tek damla yaş akmıyor gözümden. Her yakınım öldüğünde ağladım. Ama kocam öldüğünden beri tek damla gözyaşı dökmedim. Daha da dökmem. Çünkü büyütmem gereken çocuk var belki büyük bir adam olur. Kendini şu sefil hayattan kurtarır. Ben ağlarsam o da benim gibi güçsüz dirayetsiz kırılgan biri olup çıkacak. Gerekirse onu döveceğim ağlarsa güçlü olması lazım. Büyüsün ve babasını beni ölüme terk eden devletten zenginden burjuvadan intikamını alsın. Anne çocuğunu göğsüne bastırdı. "Sen büyük bir insan olacaksın. Anladın mı anladın mı?" şeklinde sarstı. Çocuk annesine baktı. Saçları kumral bir deri bir kemik kadındı. Babasını anımsamaya çalıştı. Anımsar gibi oldu. Yüzünü ses tonunu hatırladı. Ama baba dediği o adamın saçına hiç dikkat etmemişti. Acaba adı cidden baba mıydı? Annesi onun çok uzaklara gittiğini söylemişti. Ne kadar uzak diye düşündü. Karşısındakini uzakta bulunan apartmandan daha mı uzağa gidecekti. Annesine tekrar baktı. Büyük adam olmak ne demekti? Devasa boyuta sahip bir insan olacaktı ama nasıl? Kafasında soyut kavramlara yer olmayan bu çocuk için büyüklük bir kavram ancak bunu ifade ediyordu. Etrafına bakındı doğumundan beri bu dört duvar ve iki sokak arasında yaşıyordu. O sokakların ardında ne vardı? Çatıya çıkınca görebildiği tek şey terk edilmiş apartmanlar. Acaba tek çocuk o muydu? Babası uzağa gitti demişti annesi. Sahi babası o apartmanların birinde olabilir mi? Hava kararıyor, dedi anne. Lambayı yaktı. Radyoyu açtı. Salgınla ilgili haberleri dinlemeye başladı. Sağlık bakanı gene vaka sayılarını açıklıyordu. Salgını bahane ederek seçimleri erteleyen ülkede resmen diktatörlük tek adamlık alışılmış hale gelmişti. İnsanlar hala direnip örgütlenmeye çalışsa da yeterli bir araya salgın korkusundan dolayı gelmiyorlardı. Virüs beş yıl boyunca iyice mutasyona uğramıştı. İnsanlık cezasını çekiyor diyenler cezayı gene fakir garibanın çektiğini göz önüne almıyordu. Zenginler iyi sağlık imkanları ile özel sterilize edilmiş binalarda yaşamlarını sürdürüyorlardı. Anne artık bu durumdan çok sıkılmıştı. Tek yaşama nedeni dibindeki şu yavrucaktı. Ben olmasam kendine bakamazdı. Bu çocuk büyüdüğünde tetiği çekeceğim, dedi sessizce. O zaman misyonunu tamamlamış ve yakınlarının yanına gitmeye hak kazanmış olacaktı. Bir iki saat geçti eski bir radyo tiyatrosunu vermeye başladılar. Çocuk dikkatli dinlemeye başladı. Hoşuna gitti. Gerçek dünya hakkında bir şeyler öğreniyordu. Anne saate baktı. Radyoyu kapattı. Çocuğunu kollarının arasına aldı. Lambayı söndürdü.
Yorumlar
Yorum Gönder