Emeklilik

Saat sekiz.  Uyanması hazırlanması gerekiyordu. Kahvaltı edip yola çıkacaktı. Yatakta debeleniyordu. Uzun süre debelenmeye devam etti. Son görevini yapmalıydı. Bunu da başarıyla yerine getirirse ona sözü verilen hayatı yaşayacak sessiz sakin köşesine çekilecekti. Oysa hayat bırakmazdı ki yakasını.  İşi gereği hep yalnız gezmiş. Bir iki arkadaşı vardı onlarda esasen ne iş yaptığını bilmezlerdi.  En sonunda kalktı yataktan. Çekmecenin üstüne koyduğu sigara paketini eline aldı. Bir dal sigara çıkardı yaktı. Son keyif sigaran  yeni hayatında bu da olmayacak iç bakalım ihtiyar.  Değer ama güzel bir emeklilik olacak benimkisi. İçten söylemedi son cümleyi. Çok sıkılacağını düşünüyor. Bir yandan da elinde şans varken köşesine çekilip belki de evlenmek, aile kurmak istiyordu. Benim gibi bir insan baba olabilir mi? Pek zannetmiyorum. Karıyı buldun da o işi yaptın da  mesele babalık yapabilir miyimemi mi ? Önce git  paranı al be. Pis bir kahkaha attı bu laflardan sonra insana ürperti veren cinsten.  Mutfağa doğru yürüdü ayağının altındaki kalaslar gıcırdıyordu.  Bu gıcırtıya  öyle alışmıştı ki bir ritim olduğunu farz ederdi kalasların  çıkardığı seslerin arasında. Dolapta ne var bakalım? Çürümüş etler kokmuş sebzeler  küflenmiş peynir… Yenilebilir tek bir şey gözüküyordu.  Bir kase yoğurt. Yoğurdu çıkarttı. Ekmeksiz olmayacağını düşündüğünden fırına gidip simit alması gerektiğini düşündü.  Cüzdanına baktı. Sadece dolar vardı.  Fırıncı kabul ederdi herhalde. Birkaç gündür döviz bozdurmuyor. Gideceğinden  parasını harcamak istemiyordu. Hızlı adımlarla evden çıkıp karşı kaldırıma geçti. Bir kaç aydır burada yaşamasına rağmen hiçbir mahalle sakini ile temas kurmamıştı. Ona bu emir tepeden mi gelmişti? Yoksa kendi bunu bir şartlı koşullanma olarak mı gerçekleştiriyordu bilmiyordu. Gene de konuşmaması iyiydi. Kapının önünde sıra vardı. Fakat pek umursamadı. İçeri girdi. Sıranın yanından geçerek  fırıncıya bozuk aksanı ile yerel dille konuştu. Simit ver bir tane. Olur olur peki para? Fırıncı baş parmağını işaret parmağına sürterek nakit manasına gelen bir işaret yaptı.  Yetecek kadar para çıkardı cüzdandan. Al bakalım seni domuz. Tabi ki bunu kendi anadilinde söylemişti.  Arada bir dil bariyeri olması hoştu. Rahat rahat sövüp sayabiliyordu. Simidi aldı. Sıcaktı hala fırından yeni çıkmıştı. Çocukken her sabah fırından sıcak sıcak alırdı.  Annesini babasını anımsadı onları görmeyeli belki 30 yıl olmuştu. Belki çoktan toprağa karışıp gitmişlerdi.  Onlara iyi hayat şartları sağlanacağını söyledi Şef. Eminim mutlu yaşamışlardır. Şef yalan söylemez. Simidi bitirmişti bu cümleleri sarf ederken. Acaba cidden yalan söylemez miydi? Yalan söylüyorsa vay haline  uğruna canını vermeye inandığım her şey yalandı demek. Bunu bir kaç kez daha düşünmüştüm. Ya bir film setindeyse sokaktakiler figüran kalanlar yardımcı oyuncuysa…  Neyse artık önemli değil artık bu filmin son sahnesi çekilecek.  Elini yüzünü yıkamak için lavaboya gitti. Yüzüne su çarparken birden bir görüntü belirdi zihninde. Küçüktü daha çok küçük. Okula başlamamıştı. Hapşırmıştı. Annesi yüzünü temizliyordu onun.  Su çarpa çarpa Bir dahaki sefere peçete al eline. Peçeteyle kapat burnunu. Anasının şefkatini aradı şu an için.  Şüphesiz onu daha önce de sık sık düşünmüş özlüyordu onları. Babasını da anımsamaya çalıştı. Aklına ilk gelen anı şöyleydi. Daha on altısında bir delikanlı iken ona direksiyonu vermişti. Sanki direksiyonun vücudunun bir parçasıymış gibi rahat hissetti. Arabayı çalıştırdı. Birkaç kez araba durdu . Sonunda çalıştırıp sokakta bir tur attı. Fakat duramıyordu. Önüne bir kedi çıkınca frene abandı. Araba gene istop etti. Aynaya baktı. Ne kadar tiksinti veren bir sima benimkisi anam babam evlatları olmasam şüphesiz eve bile almazlardı. Siyah renkli dikdörtgen şeklindeki çantayı aradı gözleri. Buldu.  Çantayı aldı. Kapıyı açtı dışarı çıktı.  Arabası oldukça eski model bir arabaydı. Yolda kalma şansı vardı. Hadi külüstür bugün de çalışırsan seni emekliye ayıracağım. Yoksa hurdacılara veririm seni yaşlı kurt. Anahtarı kontağa soktu çevirdi. Homurdanmaya benzer bir hırıltı çıkardı araba. Bir daha denedi. Bu sefer olmuştu. Gürültücü canavar harekete geçmişti. Direksiyon gene vücudundan bir parça olmuştu ilk günkü gibi. Otobana çıktı. Telefon beklemeye başladı.  İşin konumunu söyleyeceklerdi.  Güneş tam ensesine vuruyordu. Amma sıcak bir gün görev için. Çok uğraştırıcı bir iş olmasa bari. Zırr zırr. Dinliyorum Şef. Hedefin bir benzin istasyonunda benzin dolduruyor. Dikkat et sakın benzinliği havaya uçurma tahminen on on beş dakika daha orada takılır. Nerede şu benzin istasyonu? Birkaç kilometre ötede. Otobandan ilerlemeye devam et. Debriyaja bastı. Vites topuzuna kolu uzandığı sırada bir eski dost ona mani oldu. O eski dost çocukken tanıştığı  dom dom kurşunuydu. Arda arda iki el ateş edilmiş bir zamanlar yaban domuzu öldürmek için  kullandığı tüfekle hayatı sonlanmıştı. Üzgünüm Şefik teşkilattan emekli olmanın tek yolu buydu. Şef ne yapalım bu ihtiyarı? Düzgünce defnedin teşkilata hayatı boyunca hizmet etti. Son vazifesini de can vererek yerine getirdi.


Yorumlar