Oyun Alanı

Yazıyorum. Neden yazıyorum bilmiyorum. Yatıp kalkıyorum. Okuyorum Yazıyorum. Sonra İnternette geziniyorum. Oyunlar oynuyorum. Tuvalete gidiyorum.  Yemek yiyorum. Uyuyorum. Gene yazıyorum. Belki de kafesimden kurtulmak için yazıyorum. Dört duvara hapisim. Cidden dört duvar. Odamdan başka kendi düşüncelerimi gezdirebileceğim bir alan yok. Yemeği burada yapıyorum. Ağır kalın kitapları burada okuyorum. Bazı düşünürlerle burada alay edip gene burada tekrar kendimden utanıyorum. Herşey çok düzensiz akıyor. Okyanusta batan geminin mallarını yağmalayan  korsanlar gibiyim. Kalıntılar var ama net bir bütün yok. Bunu söylerken de yazıyorum. Kapı çaldı galiba? Buyrun. Düşüncelerinizi bize teslim etmiştiniz ya. İçlerinden biri size geri dönmek istedi. Hangisi? Şu karakuru olanı. Ölüm yani iyi madem dönsün onsuz da zaman geçmiyor.  Dönsün dönmesine de  bunun verdiği zararları kim karşılayacak? Kaç çalışanımızı deli etti bu çirkin ördek yavrusu.  Merak etmeyin. Kızarmış gibi yaptım ölüme oysaki kızmadım. Bu acizlere az bile etmiş bana kalırsa. Cüzdandan bir kart çıkardım.  Şu karttan çekseniz  olur mu? Olur olur da burada ne yazıyor. Okuyamıyorum ben. Kiril Alfabesi bilmezmisin cahil herif. Nereden bileyim? O zaman al bunu. Bu Güç bankasından bir kart. Ne bankasından? Güç bankası var ya hani meşhur  komedyeni reklamında  oynatan banka. Tüm bankalar gibi paranıza göz dikip sizi sistemin çarklısı haline getirmeye çalışan bir banka. Tamam buyrun. Pos makinesini bana uzattı. Ölüm tarihim olarak düşündüğüm rakamları şifre yapmıştım. Ölüm gel bakayım yavrucak. Kardeşlerin orada neden buraya dönmek istedin? Ben burada doğdum çünkü baba. Sen beni var ettin. Doğru ya seni ben var ettim. Bu kurguyu var ettiğim gibi. Seni düşünmezsem öleceksin biliyorsun demi? Ölüm ölür mü? Belki yaşam ölürse bir gün. Neyse geç bakayım otur.  Mail gelmiş bir tane. Falanca gazete olarak sizin yazılarınız dikkatimizi celb etti. Bize köşe yazarlığı yapar mısınız? Yapmaz mıyım. İşsizim sonuçta basbayağı işsizim. Zaten bir bekleyenim de yok sabahlara kadar yazar yazar yollarım. Tabi böyle cevap vermemeli. Şöyle gerine gerine kasına kasına cevap vermek lazım. Ambalaj çağı diyorlar bu çağa bu yüzden her şeyin dışı önemli. İçini boşver gitsin sattıktan sonra fikri siktir et gitsin diyorlar argoda. Aaa bak ağzımı bozdun. Az düzgün konuş. Sana yakışıyor mu şu okuduğun kitaplara bakınca. Ne çok okumuşum ne çok da yazıyorum. Bana entellektüel diyen var yok ya ben miyim entellektüel. Otuz yaşında bir işsizim. Ver şu çakmağı ölüm. Bir dal yakayım da sana az daha yaklaşayım. Diğer kardeşlerin nasıl? Onlar nasıllar? Çok iyiler. Seni hiç özlememişler tek ben özledim. Yalan söylediği suratından belli oluyor. Ben sana neden bu adı koydum. Bir gün hazin sonu hatırla bana hatırlat diye. Şüphesiz kötü bir ebeveynim. Diğerlerinin gelmek istememesi mantıklı. Ama sen benim gibisin onlardan değilsin. Hiçbir şeyi sevmiyorsun. Ben de sevmiyorum. Sevdiğim tek şey şu odada tek başıma oturmak. Şimdi sen geldin o da elimden kaydı gitti. Güneş kararıyor. Akşam yemeği yiyelim. Sonra bir iki şey izler yatarız. Bir pilav yaptım tüpte. Çok güzel oldu. Annemin tereyağıyla yaptıkları gibi. Hüplettim pilavı bunları düşünürken. Annemi çok severdim. O da beni  daha doğrusu oğlunu. Şimdiki bu ayyaş herifi sever mi pek bilemem. Bir gün onlar ölürse  bir erkek gibi beylik tabancasıyla veda edecektim hayata on sene oldu yapmadım yapamadım. Bu boklu çukur pek  sevimli ondan terki diyar eyleyemiyorum. Doğal süreçle olmasını bekliyorum. Biraz sokaklara çıkmalı azıcık uzak kalmalı bu odadan uzun zaman sonra. Ölümü burada bırakamam başına iş açar. Elinden tuttum aşağı indik o sonsuzluğa uzanır gibi duran merdivenlerden. Halbuki dört kat altı üstü yükseklik korkumdan ötürüdür böyle bir zanna kapılmam.  Neye kapılmam dedin zan mı dedin? Zan ne ya? Niye beğenemedin mi? Tanzimat romanı karakteri gibi konuşmayı bıraksam iyi olacak. Baba baba. Baya yürümüşüz ne ara şehrin gümbürtüsünü atlatıp sahile geldik. Efendim. Sahil ne güzel baksana.  Hakikaten pek güzel. Bir kadın olsa hayatımda burada oturup onunla sadece dalgaları izlerdik.  Kendisi zaten deniz kadar sakin ve berrak olurdu. Adını ne koysam? Sırtımı çevirdim cadde üzerindeki kadınlara baktım. Hepsinden bir mozaik yaptım zihnimde. Ne olsun adı ne olsun hayali sevgilimin adı? Buldum Bengisu olsun. Pek güzel manası var diye okumuştum. Ayrıca bir zamanlar hoşlandığım bir kadının ismi. Tabi ben ancak hoşlanırım aşık falan olmam. Hiçbir işi tam yapmam. Yarım kalmışlıklar silsilesidir benim hayatım. Sait Faik gibi bir hikayeci olmaktı idealim ola ola ancak beceriksiz bir köşe yazarı oldum. Evet köşe yazarı oldum.Telefona bakayım. Bir numara aramış.  Nasıl bir numara? Nasıl olacak gsm  numarası işte bir tane. Geri çaldırıyorum.  Zırr Zırrr açmazsan açma ulan. Ulan mı çocuğun yanında azcık terbiyeni topla. Açmadı. Kapat gitsin. Bir bando sesi mi duyuyorum? Allah allah özel bir gün mü? Bando şefine doğru el salladım. Elim bir bayrak direği gibi rüzgarda sallanıyordu. Bandocu bandocu baksana. Bu kutlamalar niçin? Bugün milli bayram. Siz ne biçim vatandaşsınız sahi. Yanınızdaki çocuğa kötü örnek oluyorsun. Sen mi karar  veriyorsun buna dümbük ? Evet pek iyi bir ebeveyne benzemiyorsun. Bandocu bunu söyledikten sonra yoluna devam etti. Neyse meydana gidelim bari. Saat geç ama olsun. Zaten zaman bir yanılsama değil mi ölüm? Öyledir baba. Bir festival vardır umarım milli bayrama özel. Karnımı beleş doyurmam gerek. Şehrin gümbürtüsüne bir daha daldım. Bu sefer daha bilinçli geçtim o karıncalar arasından. Hepsi bir yere koşturuyor. Yaşadıkları rüya şehrin muhteşemliğini önemsemiyorlar. Bir dev olsam ezerim bunları devasa ayaklarımla. Geldik sonunda. Şenliğe bak. Dönme dolaplar dönmeyen dolaplar,atlı karıncalar atsız karıncalar. Ne çok karınca dedim.  Burada kimler varmış yahu? Adamın teki yanıma böyle yaklaştı. Sen kim oluyorsun çıkartamadım. Nasıl tanımadın mı? Nereden tanıyayım be şu sıfata bak. Tabi bunu içimden dedim. Birden arkasından uzunca bir sopa çıkardı. Asaydı bu. Hatırla bakayım biraz. Fötr şapkayı da çekti kafaya. Tam bir monşere benzedin. Hem de ne monşer. Dur sen o adamsın. Alt katımda oturuyordun. Daha annem babam yaşıyordu. Öldüler mi? On yıl oluyor. Geçmiş olsun. Sağol. Ben daha ergendim o zamanlar. Ara sıra bir tiyatro da oyunlarda rol alırdın. Tabi insanlar tiyatro izlerdi. Şimdi pek izlemezler. Sana özenirdim. İyi giyinirdin. Çok yaşlanmışsın. Adımı hatırladın mı şimdi? Yok gene hatırlamadım. Ama önemi yok. Fötr Şapkalı Adam diyeceğim sana.  Ama benim adım Necmettin. Bence Fötr Şapkalı Adam daha iyi. Biraz bozulsa da ses etmedi. Bozulsun banane.  Senede bir festival yakalamışım bu hıyarın gönlünü mü hoş edeceğim. Oryantal var mı? Fötr sana soruyorum. Vardır herhalde.  Oryantali dansöz yerine kullandım da. Oryantal neydi ya asıl tanımı? Doğuya özgü doğuya has gibi bir anlamı vardı sanırsam. Doğu Batı aman ne büyük çatışma. Bana sorarsan doğulu gibi eğlenmeli batılı gibi çalışmalı.  Aman neyse müzikli türkülü kısmı başladı sanırsam. Ben bu kadar kahkahaya dayanamam. Ortalığın içinde yürüyemem. Hepsi bana bakar diye ödüm kopar. Ne de olsa mühim şahsım ya açık vermemek lazım bu karıncalara. Ne kadar megolaman herifsin sen. Düşünceye bak düşünceye. Ölüm sen ne dersin kalalım mı? Kalalım baba.  Sabah akşam klasik müzik dinlemekten bıktım. Yere batsın Sebastian Bach. Ben halaya giriyorum. Ölüm kalabalığın arasında gözden kayboldu. Ölümü de kaptırdık. Böyle olmaz ki arkadaşsız kalakaldık. Şurada bir kafe var oturayım da bekleyeyim bizim oğlan eğlensin. Elimle de hafif ritim tutmaya başladım müziğe eşlik etmek için. Fötr ne yapmış ya o da girmiştir tıkınıyordur standların birinde. Garson bak buraya. Ne istersiniz efendim? Ağır bir şey yaptır. Tamam. Telefon gene zırr zırr titremeye başladı. Bu sefer erken davrandım. Açtım. Buyrun. Konuyu mailinize yolladık yetiştirmeniz lazım yazıyı hafta sonuna kadar. Tabi tabi hallederiz. Bu sırada önümdeki meze tabağından ayıkladıklarımı ağzıma atıyordum. Ben telefonla konuşurken bir kadın masama oturdu sormadan. Telefonu kapattım. Görmüyor musunuz ben oturuyorum burada? Görüyorum fakat tek boş yer burası. Biliyor musunuz çok sıkılırım böyle etkinliklerden. Ben de aynı duygular içerisindeyim. Ama benim  çocuk tutturdu. Girelim de girelim. Çocuğunuz mu var ne güzel. Adı ne? Ölüm. İlginç bir isim. Evli misiniz? Yok. Boşandınız o zaman. Yok öyle de değil. Biraz karışık bir mevzu o bana baba diyor. Ama pek babası sayılmam. O benim bir tahayyülüm. Tahayyül mü? Hop bu  fırsat da kaçtı. Top bir kez daha auta gitti. Beceriksiz santrafor formunda. Dediğim gibi açıklaması zor. Özetle bir ilişkim yok uzun süredir. Saç sakaldan anlamış olman gerekiyor. Bir dede gibi sakala sahiptim. Kadın güldü bu lafın üzerine. Adınız ne? Alım. Alım mı? Çok uydurma bir isim gibi. Güzel isimmiş. Sizinkisi? Şu an zikretmek istemediğim adımla cevap verdim ona. İçecek tam bu sırada penguen kılıklı garson tarafından getirildi. İçer misiniz? Neden olmasın. Özenle açtım şişeyi. Tıpayı cebime attım. Perdeyi takmak için kullanacaktım onu. Evin geri kalan bölümüne dokunmuyorum zaten o yüzden kendi perdemi taksam yeterdi. Bardağını narin elleriyle uzattı bana doğru. Ben de  bir centilmen edasıyla doldurdum. Dışarıdan şu kasıntı tavrıma baksam kesin dalga geçerdim. Sonra kendi bardağıma doldurdum. İlk bardağı fondipledik. Sonra birkaç bardak daha içtik. Bu sırada tabi her içkili masanın geleneksel bir yan etkisi olarak dert dökme merasimleri başladı. Ama ben  anlatmıyordum. O anlatıyordu. Zamanında bir şirkette iyi maaş alan bir beyaz yakalıymış. Sonra onu kovmuşlar şirket küçülmeye gitmiş. Halbuki yalanmış. Patronun karısıyla takışmış. Bunun gibi hayat kesitlerini anlattı. Küfretti. Ağzıma alamayacağım kelimeler kullandı. O güzel ağızdan amma çirkin söz öbekleri çıkmıştı. Birinin tuvaletini yapmasını izlemek gibiydi. Ama yakışmıştı bir yandan.  Postmodern sanat dedikleri zırva bu değil mi? Sonra baktım iyice sarhoş oldu. Bıraktım kiril alfabeli kartı masaya.  Girdim koluna. Evin nerede? Ne Evi yahu? Benim evim sokaklardır. Beni buralar büyütmüş. Şiraze kaymış senin Alım. Yaşadığın yeri kastediyorum. Bilmiyorum ki ne semtindeydi sahi? Sofracı Mehmet Caddesinde veyahut Etyemez Kasap sokağıydı. Hep bu ikisinin tabelası zihninde fotografik olarak kaydedildiğinden ötürü bunları söylemişti. Şu an mı uyduruyorsun?  İkisini de duymadım. Sen neyi bilirsin ki evden dışarı çıktığın mı var? Dur önce ölümü bulmalı gitmeden. Sen ne biçim babasın be? Bunu çok duyuyorum biliyor musun Alım? Belli ki daha çok duyacağım. Ölümü bulmak zor olmadı. Herkes bu ucube gelince halayı bir süre sonra bırakmış. Bu durmamış olayı tek kişilik showa dökmüştü. Tahayyüllerimin en utanç vericisi ölüm. Gel buraya. Başta anlamadı. Sonra yanıma geldi. Yürü gidiyoruz. Bu kim baba? Cici annenim. Alım sırıttı bunu söyledikten sonra. Ölüm de sırıttı. Sarhoş  aldırma ona. Ne dediğini bilmiyor. Evine götüreceğiz onu yardım et bana. Ama adresi bilmiyor eve mi götürsek. Ölüm kulağıma doğru eğildi. Belki evi yoktur. Bak bu benim hiç aklıma gelmedi. Uydurma sokak isimleri belki bundandı. En iyisi trenle eve dönmekti. Şimdi bünyemiz kaldırmaz yürümeyi ikimizinde.  Kadın bu arada iyice sırnaştı bana. Biraz hoşuma gidiyordu. Biraz da tiksiniyordum. Öf ne biçim kokmuştu bu ya.  İstasyona vardık. Kaypak bıyıklı biletçiye yaklaştım. Üç bilet.  Ama bu son tren ve şimdi kalkıyor.  Pek boş yer de  yok. Zor kullanmak mı  gerekiyordu? Sen kaşındı kaypak bıyıklı.  Zaten kıl olmuştum bıyığa bak kötü karakteri oynayan film artistleri gibi. Ölüm evladım gösterir misin hünerlerini? Ölüm adamın gözünün içine bakmaya başladı. Adam sanki ölümün gözbebekleri ona dikildikçe eriyordu. İki büklüm olmaya başladı. Tarifsiz dayanılmaz baş ağrıları çekmeye başladı. Ölümün sırtını sıvazladım. Dur evlat yeter. Ölüm başka yere dikti gözlerini. Şimdi boş yer var mı? Var var. Makinist dur. Üç yolcu binecek. Ama yer yok. Dur dediysem dur ulan. Durdu  demir yığını. Açıldı otomatik kapılar. Hadi sağol kaypak bıyıklı.  Şu iblisi götürürsen sağ kalabilirim. İblis ne demek? Onun rütbesi çok daha yüksek. Ayrıca iblis dediklerin pek buralara uğramaz. İnsan uydurması o efsaneler. Her neyse görüşürüz. Kapı kapı kapandı. konuşma tam bittiği sırada. Yer bulamadık. Ayakta durmak mecburiyetinde kaldık. Yolculuk bizi izleyen kalabalığın bakışları içinde geçti. Alım ise yarı uyur vaziyetteydi istasyona vardığımızdaki gibi yolculuk boyunca.  Enteresan bir şey olmadı. Bu arada dışarıdan göründüğümüz hali kimse ayıplamıyordu çünkü ayyaş doluydu tren. Fakat dikkat çekiyorduk çünkü. Benim gibi bir at hırsızının yanında pek de güzel olmasa da çekici bir kadının ve  sevimsiz bir veletin bulunması ilginçti. Ben böyle bir manzara görsem izlerdim bir süre sonra. Duraklar geçiyordu. On bir durak vardı. İlk birkaç durakta pek inen olmadı. Beşinci durakta yavaş yavaş kusmaya başladı tren insanları. Alım uyanmış biraz kendini toplamıştı. Ama hala mayhoş bir havaya sahipti. Kafasını bilerek göğsümden çekmedi.  Hoşuna gitmişti herhalde. Ağzını açtı altıncı durakta.  Nereye gidiyoruz? Evime. Güzel. Gövdeme sarıldı. Trendeyiz yapma. Bunu onun duyabileceği ses tonunda söyledim. Açıkcası bu uyarının pek etkisi olmadı. Neyseki izlemeyi bırakmışlardı. Neden çekiniyordum ki kalabalıktan. Alım benden hoşlanıyordu ben de ondan belli ölçüde. Ona sarılsam sarmalasam ne olacaktı ki. Bu ayıp mıydı? Cinsellik bile yoktu içinde.  Ben gene zihnimin okyanusunda kürek çekerken kayboldum. Bir baktım. Ölüm çekiştiriyor paltomu. Hadi bu durakta iniyoruz. İndik. Apartmanımı aradı gözüm. En  hapishane benzeri olan benim apartmanım. O yüzden kolayca buldum. Uzun süredir beklediğim asansör kullanıma açılmıştı. Bu çok güzel denk geldi.  Çıkamazdım bu merdivenleri sarhoş bir kadınla. Fakat asansör küçüktü. Ölümü merdivenlere sürdüm. Genç  adamsın ölüm az yürüsen ne olur. Sızlandı başta. Sonra sitem ede ede belki biraz da küfür ederek merdivenleri çıkmaya başladı. Ben asansörün kapısını açtım. İçeri girdik tuşa bastım. Alım etrafına bakındı veledin olmadığını görünce iyice sokuldu bana. Vücudunun sıcaklığını iyice hissetmeye başlamıştım. Öptü beni. Ben de onu belinden kavradım.  Sonra asansörün kapısı açıldı. Ama Ölüm değildi. Bu diğer çocuklarımdan biriydi. Bir genç kız olan ve yıldızı kardeşi Ölümle pek barışmayan Doğaydı. Bu Doğanın suçu değildi Ölüm kimseyle anlaşamaz. Baba. Toparlandık hemen. Her zamanki tatlı mahcup  tavrını takınarak "Bir şey görmedim ben" deyip kafasını çevirdi öbür yana. Biz asansörden çıktık. Biraz birbirimizden uzaklaştık. Hiç kimseden ses çıkmadı. Bu anlarda pek patavatsız davranan Ölümden bile. Ben anahtarı  almak için elimi pantolon cebime attım yoktu. Sonra paltoya baktım. Evet buradaydı. Kapıyı açtım. Her zamanki boştu. Şimdi birkaç büyük problemim vardı. Doğa büyümüştü. Ona bir odayı vermem gerekiyordu bu gece kalması için. Didişmesinler diye Ölümle aynı odayı vermesem güzel olurdu.  Bunun dışında belli ki Alımla beraber uyuyacaktık. Onun için de odamı veremezdim. Dünyevi dertlere geri dönmek bir süre kendimi iyi hissettirdi. Gerçek sorunlarla ilgileniyorum uzun zaman sonra. Ölüm salonda yatacaktı. Doğayı da boş odaların birini verirdim. Doğa aslında baya insansılaşmıştı. Bu halini de pek sevmiş. Bana geri dönmek istememişti zihnimden ayrıldığından beri. Neden geri dönmüştü şimdi? Özlemezdi beni berbat bir adamdım ben. Bu sırada yanıma yaklaştı. Neden döndüğümü merak ediyorsun demi? Bir süre kalmam gerekiyor burada. Sebep? Baba değil misin beni sokağa mı atacaksın? Ayrıca merak etme. Sorun çıkarmam sevgilin yanındayken. Sevgilim değil o. Sandığın kadar saf değilim ben baba. Tabiki değilsin ölümden de şeytansın. İnsanlığa milyonlarca yıl pabucunu ters giydirdin. Demedim bunu tabi. Neyse  karar verildi. Ölüm salonda yatacaksın.  Doğa sen şu odaya geçeceksin. Koridorun sonundaki odayı elimle işaret ettim.  Doğa odasına doğru giderken Alıma döndüm. Tuttum elini odama doğru yürüdük. Ne yapıyorsun sen? Alım  bir şey mi dedin? Yok demedim hayatım. Oyun oynamayı bırak. Mağaradan çık artık. Sen kimsin? Beni tanımıyor musun? Amma kaptırmışsın kendini. Dayanamıyorum sana daha fazla. Manyak. Ev sallanmaya başladı. Herkes kapıyı açıp dışarı fırladı. Sen mi yapıyorsun? Her kimsen ne yaptıysam özür dilerim. Özür dilemen artık yeterli olmaz. Oyun alanına elveda de. Ev iyice sallandı  kolonlar devrilmeye başladı. Annemle babamın fotoğrafı yere düştü kırıldı.Bu beni çok sinirlendirdi. Çık ulan karşıma ne çeşit bir yaratıksan umurumda değil. Dur bekle çözümü biliyorum. Senin kim olduğunu anladım. Sonunda. Sen bir gün başıma bela olur diye korktuğum kanlı defterde ismi geçensin. Sen sıradan olan yansımamsın benim öfken bu yüzden. Hayatın tabiki ilginç değil benimkisi kadar. Ama unutma seni en iyi tanıyan da benim. Belki de eve getirdiğim kadını kıskandın. Ya da son derece egzantrik hayat öykümü. Hayır hayır sen tam manasıyla  bir kaçık olmuşsun cezanı ben vermeyeceğim. Her şey normale dönmeye başladı. Zaman geri akıyordu. Alımla odaya girmiştik. Üstünü çıkarıyordu. Balkona koştum. Evin önünde olmalıydı. Bana baktı. Bir mont vardı sırtında. Bir keyif sigarası yaktım ona nispet yaptım. Bir süre bakıştık. Birden Alım belirdi arkamda. Hadi gelsene. Benim gördüğümü görüyorsun değil mi? Ona görünmem sorma boşuna. Şuradaki adamı görüyor musun? Orada kimse yok. Ben gözlerimi ovaladım. Kimse yoktu hakikaten.  Biliyor musun Alım delirdiğimi düşünüyorum bazen. Yanıma gelmezsen ben delireceğim dedi. Kolumdan çekti içeri. Hep seninleyim bundan sonra kaçış yok benden manyak. 

Yorumlar