Tutunamayanlar Üzerine

 Öncelikle ben Tutunamayanlar’ı eleştirecek yetkinlikte bir  okur değilim. Tutunamayanlar  benim için tam şu an ki haleti ruhiyeme uygun hatta yer yer ürkütücü derecede benim davranış kalıplarımı andıran bölümleri barındıran bir roman kendisi. Selim Işık gibi kendimi hiçbir yere uyduramamış hiçbir kalıba sokamamış bir adamım. Zannetmeyin ki bundan haz alıyorum. Çekiniyorum korkuyorum.  Kitabı ilk okumayı denediğim de hiç farkında değildim bunun bir bilinmeze yolculuk olduğunun. İkinci seferde de gene bir klasik olduğu okunması gerektiği fikrine kapılarak okudum. Çünkü her satırı anlamaya çalıştım. Bu da tabiki en fazla 200 sayfa dayanmamı sağladı. Fakat nihayet üçüncü seferimde  düşüncelerimin olgunlaşmasıyla ve kitaba yargılayıcı bir tavır takınmadan dostça bir şekilde beni istediği yöne çekmesine izin verdim. Fakat gene de tetikte olmanızı gerektiren bir roman Tutunamayanlar. Öncelikle sanılanın aksine asla sıkılmıyorsunuz. Sürekli bir güldürü ögesi barındırıyor dil. Fakat acı bir mizah bu tabiki. Her zaman gülen kahkaha atan insanların daha depresif olduğunu düşünürüm. Sanırım bunda haklıyım. Kitap üzerine çok fazla akademik okuma yapmadım. Zaten biraz kişisel bir hissiyat oluşturduğunu düşündüğümden çok fazla resmi bir dil kullanamayacağım. Zaten herkes kitabın bir aydın eleştirisi yaptığından  bahsediyor. Selim  kendini topluma dahil etmeyi denemiş  bir münevver eskilerin deyimiyle. Selim yer yer onlara üstten bakıyor. Fakat çoğu zaman da onlara ihtiyacını kabul ediyor. Yazar da bu arada kalmış “mustarip ruhla” sık sık alay ediyor hem de ettiriyor. Hiç bilmeyen yoktur diye çat diye girdim ama kitap Turgut adlı bir mühendisin ki  bu detay önemli başka bir mühendis olan arkadaşı Selim’in intiharını araştırırken kendi kişisel gelişimini anlatıyor. Aslında olay denebilecek sekanslar çok az. Soyadları da çok manidar bu ikilinin. Özben ve Işık. Özben zaten malum benliği ifade ediyor. Işık ise kitapta başından sonuna kadar yer alan İsa figürüyle ilintili. Oğuz Atay’ın batıda bahsedilen kurtarıcı isa figürünü kullanması da o dönemde son derece okumalarını batıda bu figürden yararlanan yazarlara kaydırmasıyla alakalı diye düşünüyorum. Tutunamayanlar bir yandanda çok iyi bir okur roman yazsa nasıl olurun  cevabı gibi. O kadar çok kitaba atıf yapılıp metinlerarası bağ kuruluyor ki bunun hakkında ayrı kitap var yahu.  Bu kadar bilgi yeter herhalde. Dikkatimi çeken kısımlardan bahsedeyim. Kitap başında  Turgutla Selimin oynadığı bir oyun var. Biyografi yazmaca daha doğrusu düzmece. Ve Aslında bu oyunla da bitiyor kitap. Eski dille yazıyor Selim metni. Gereksiz bir detaycılık var. Bu bana okuduğum sıkıcı Osmanlı tarihi kitaplarını hatırlatıyor. Bu kitaplarda üslup kısmını beceremediklerinden mi olsa gerek sık sık ayrıntıyı  çoğaltırlar. Bu sebeple genel mesajı veremezler. Tabi özel bir alandan bahsediliyorsa ayrıntı gereklidir.  Halil İnalcık Braudel gibi iyi tarihçiler buna ihtiyaç duymuyor. Tabi sen ne kadar tarihçi okudun ki diyebilirsiniz. O da sizin bileceğiniz bir iş. Selim bunu komik bir şekilde yaptığın kahkaha atmıştım kütüphanede okurken. Herhalde  bunu yaparak asıl bu akademik dile olan eleştiriyi düşünmemi bir süre  engelledi kitap.  Ben gülünce  tabi garip karşılandım kütüphanede tuğla gibi bir kitabı okurken kahkaha atılır mı hiç? Entelektüel havamız iner sonra. Buradan sonra kitabın en önemli bölümü Ankara’nın fethi kısmı var. Ben fetih diyorum. Çünkü şarkılar olric kitap boyunca Selim’in kafasını kurcalayan birçok düşünce silsilesinden burada bahsediliyor. Süleyman Kargu  beliriyor. Turgut’a Selim’in manastırının anahtarlarını teslim ediyor.”Selim Işık tek ve Türk” Aslında bir tezat da barındırıyor bu dize komünal bir hayat süren bir Türk toplumuna zıt olan Selim bir başına sürdürüyor tutunma eylemini.  Selim sık sık  zayıflığından bahsediyor çocukluğundan itibaren. Bir ölçü de kendine acımak istiyor. Başkası acısın diye değil kendisi kendisine acısın diye uğraşıyor.  Sonra geleneksel dinle ilişkisini anlatan kısımlar öne çıkıyor. Selim inanmak istiyor. Fakat bu iş için bile yeterli kudreti görmüyor kendinde. Oysaki birçoklarına göre çocukken inanmak dindar olmak oldukça kolaydır.  Bundan sonra ileride açıklayacağı hayat fasıllarını anlatıp geçiyor. Aslında kendini ele vermekten korktuğu halde belki bir gün okunur hevesiyle bir sürü açıklamalar yazıyor Süleyman Kargu’nun ağzından. Bir ton da kavram kişi icat ediyor.  Ama hepsi onunla alakalı.Haleti ruhiyesini anlatırken bizden bile saklanıyor Selim Işık. Hatta en çok korktuğu kişi okur olabilir.  Onu yargılamasınlar diye her gece kendisine müebbet veren adamın korkması çekinmesi pek tabi. Bu kısımlarda sol hareketi eleştiren bir kısım mevcut o da okuması keyifli bir kısım. Bunları okuyana kadar henüz Turgut’ta pek değişiklik sezemedim. Sadece bir hüzün var içinde. Ama sıradan Selim’i anlamadan duyulan bir hüzün. Bir fotoğraf görürsünüz deprem sonrası vah vah dersiniz içiniz parçalanır neden böyle oldu diye düşünürsünüz. Öyle bir hissiyata sahip. Şarkıları okuduktan sonra da Metinle karşılaşıyor. Turgut beraber geneleve meyhaneye gidiyorlar. Turgut burada kadim yoldaşı  Olricle karşılaşıyor. Genelevde tam manasıyla bir tutunamayan oluyor Turgut. Ama oldukça cüretkar bir disconnectus erectus bu. Cezalandıracak herkesi. Selimin aslında elinin altında uzun yıllar önce bulunması gereken kaba kuvvet. Kuzeyli bir ilah gibi biçmek istiyor Onları. Onlar onlar onlar onlar. Onlar kim mi? Bilirsiniz işte gözü kör olasıcalar. Hayatta bir emel elde edinmeyi başarmış tipler. Bizim gibi kitapların soyut güvenli dünyasında kaybolmayanlar. Yani oblomovdaki Stolz gibiler. Okusalar bile işine gelenleri aradan çekip bu dünyadan toz olanlar. Kitapları bile kullanmaya kıyıp onlardan kitap çıkarmaya kıyamıyorum derken Selim Işık başka kitaplardan sık sık bahseden bir romanın ana kahramanı kahraman demeye dilim varmıyor olarak nasıl da  yazarın ağına düşüyor. Oğuz Atay eminim üzülmemiştir Selim için. Çünkü Selim her ne kadar herkesi suçlasa da ben ve diğer tutunamayanlar da biliyor ki Selim kendi seçti. İtirazlar yükselebilir onlar yüzünden denebilir. Ama siz bana başka bir tutunamayana inanın. Ankara seyahatinden sonra bir süre demleniyor yeni Tutunamayanın fikirleri. Metinin hainliğini kanıtlayacak bir mektup istiyor. Neden mi hain? Çünkü Turgut’tan daha fazla tanıdığından Selimi masum olmayan  huylarını da gösteriyor. Bu bana en azından iyi bir insanım diye kendi başarısızlıklarımı sık sık geçiştirmemi hatırlatıyor. Selime bazı yönlerden çok benziyorum. Ama  pek hoşnut değilim bu durumdan. Oblomova benzediğimi düşününce de rahatsız olmuştum. Bazı insanlar kendilerini bu karakterle özdeşleştirmeyi seviyor. Bense Allah korusun demekten kendimi alamıyorum. Selim diyordu ya bu tür türdaşlarını hiç sevmez. Bizimkisi de o hesap. Dur önemli bir şeyi atladım. Bu mektuptan önce Günseli hatırlatıyor Selimi bizim küçük burjuva Turgut’a. Tabi bir kadınla ilişkisi  olmasına çok şaşırıyor. Tekrar adapte olmayı yer yer başardığı çoğu zaman da artık böyle yaşamayacağının farkına varan Turgut bir süre kadını aramıyor. Esat’a Selim’in entelektüel gelişimini sürdürdüğü mabede gidiyor. Selimin burada okuduğu kitapların nasıl izler bıraktığını görüyoruz onun yol haritasında.  Manavın beni aldatmasına bile bile kanıyor Selim. Fakat hayat denen oyunun sahiciliğine bir türlü inanamıyor. Turgut ise inanıyor uzun bir süre. Sonra onu matrixden çıkaran  gene Neo gibi İsa temsili olan Selim Işık geliyor. Oysa uyanmaması lazımdı belki dalıp gittiği simulakradan. Ama ne pahasına olursa olsun gerçeği bilmek istedi Turgut. Bir pozitif bilimci olarak salt gerçekle ilgilendiğinden olsa gerek bu oyunu sürdürmeyi bıraktı. Toplumun denen devasa binanın ne kadar malzemeden çalınarak inşa edildiğinin farkına vardı. Her ne kadar öfkeli de olsa Selim gibi onlar onlar diye haykırmadı. İnsanlıkla eski bir  dostluğundan dolayı  sadece projeye onay veren mühendise sövmekle yetindi. Bundan sonra Günseli Selim ve Turgut üçlüsünün bestelediği bir koro bölümü bulunuyor. Fakat hep bir ağızdan değil tek tek  meramını anlatarak çalınıyor senfoni.  Buradaki futbolla bitiştirerek yapılan bir anlatıma bayıldım. Hasbelkader herkes bu sporu bildiğinden uyumluluğunu hissediyor oynanan sahneyle maçın. Bundan sonra Turgut’un tüm cesaretini toplayıp Selimin günlüklerini okumak amacıyla çıktığı yolculuk ve kapanış var. Turgut İstanbul’dan büyük şehirden aslında toplumdan ayrılıyor. Yolda uğradığı kasabadan bu sefer okumak için kitap alıyor. Yanındaki tek kişi Olric.  Günlüklerde nihayete kavuşuyor demeyeceğim tabiki. Günlükler  aslında okunsun diye yazılmış. Israrla reddetse de Selim.  Turguta çok az yer vermesi bu sayfalarda benim bile canımı sıkıyor. Bazen  o kadar dövmek istiyorum ki seni Selim.  Ama  sana benzemek korkusu alıkoyuyor beni. Tutunamayanlar ansiklopedisinin kayıp kahramanı Turgut da eklenir. Ve Son perde kapanır. Aslında bu yaptıklarım laf salatası. Tutunamamak fiili çok güzel ifade ediyor. Sakın ha romantik dram arabesk bir şekilde bu kitaptan bahsetmeyin bahsettirmeyin. Hoşça kalın. Hayata bütün gücünüzle tutunun.


Yorumlar